Dior 2010 ilkbahar Yaz "İç Hatlar"

Silahlarla başlayan defile mankenlerin çıkmasıyla normale dönüyor. Artık “Farklı olarak ne yapalım?“ sorusuna çok fazla alternatif cevap verilebiliyor. Tabi markaların kendi içlerinde olan rekabeti de bu etkiyi yaratan en önemli faktörlerden birisi. Chanel in yerin altından çıkan orkestrası kadar marjinal olmasa da fena değildi diyip konuyu kısa kesiyorum. Neyse ki defilenin devam eden kısmı da en az başı kadar iddialı ve bol çeşitli olmuş. Ağırlıklı konseptimiz bu yıl bolca gördüğümüz “iç çamaşırı” üzerine.

İlk olarak değinmek istediğim noktalardan birisi ceket modellerinde ki çeşitlilik. Bazıları kısa trençkot havasında olsa da genel itibari ile farklılık ön planda. Ayrıca trençkot olarak da siyah çiçek desenli olan model çok başarılı olmuş, ek olarak modelin mor kısımları da var, tahmin ediyorum ki bu siyah etkisini biraz olsun kırmak için eklenmiş. Deri ceketler genellikle deri çantalar ile kombine edilmiş, aynı renkte deri çantalar direkt olarak göze çarpanlar arasında.

Kısa ve uzun elbiselere değinmeden hemen önce, genel olarak modeller; saten üstüne şifon tül ve transparan ağırlıklı, görünüm olaraksa korse havasındalar. İç çamaşırı modellerinin dışa çıktığı şu anlarda Dior un tutumu bana kalırsa biraz fazla abartı. Modeller geceliğe daha yakın desem yanlış olmaz diye düşünüyorum. Hatta gecelik mi desem elbisemi desem diye kararsız kaldığım modeller bile oldu. Uzun elbiselerse kendilerini kurtarmakta daha başarılı olmuşlar ve kısalar kadar sırıtmamışlar.

Ayakkabılar ve takılar gerçekten çok iyi, çantalarsa biraz daha geri planda kalmış. Ayakkabıların hemen hepsi dolgu topuk ve çeşit açısından da çok başarılılar, özellikle deri çantalar ile mükemmel uyum sağlayan modeller var. Takılarsa altın üstüne pırlanta düşünülmüş, kolye ve bileklikler başarılı.

Christian Dior 2010 ilkbahar yaz sezonunda ortalamanın üstünde bulduğum markalar arasında ki zaten bunu da gerek çeşit gerekse farklılık olarak kendileri de başarılı bir şekilde gösterebiliyor.

video

Alexander McQueen 2010 2011 Sonbahar Kış "Son Rüya"

Alexander McQueen in son defilesine baktığımda kaybın ne ölçüde büyük olduğunu bir kez daha görüyorum. Duygusal konuşmayı bir kenara bırakıp sadece moda hakkında konuşmak istesem de böylesine önemli bir yeteneğin, bu kadar kolay harcandığını görmek beni gerçekten çok üzüyor. Hani derler ya “İyiler çabuk gider” diye işte bu söze bir nebze daha inanmaya başladım. Belki de filmin sonu olduğu için bilemiyorum, ama en çok beğendiğim defilesi bu oldu. Öyle ki; her biri birbirinden özel tasarımlar tek kelime ile inanılmaz.

Defile şüphesiz yarım kalmış ve sadece 16 parçadan oluşuyor. Ama sakın üzülmeyin… Çünkü bu 16 parça bile tüm koleksiyonun nasıl bir havayla gideceğini, dahası bizleri hangi rüyalara sürükleyeceğini özetler nitelikte. Koleksiyon kraliyet esintilerinden kopan bir parça gibi, eminim 300 yıl önce bu koleksiyon kraliçeye sunulsaydı McQueen i çok daha erken tanıma fırsatı bulurduk.

Koleksiyon genel olarak, altın rengi, siyah ve kırmızı ağırlıklı. Balon etekler ve boydan elbiselerin yanı sıra bir tane de pantolonlu takım var. Ayakkabı modeli olarak diz üstü çizmeler ve kısa bot modelleri düşünülmüş. Özellikle altın rengi taş işlemeli olan kısa bot modeli neredeyse kusursuz diyebilirim. Aksesuar olarak bir adet boyunluk-bileklik takımı gözüme takılanlar arasında. Kısa modellerse genel olarak kemer ile tamamlanmış.

Her model tamam çok güzel fakat bir model var ki özel olarak yazma ihtiyacı hissetmeme neden oldu. Tahmin ettiğiniz üzere, kuş tüyü payetli boydan elbise modeli. Açıkça şunu sormak istiyorum; Bu nasıl bir yaratıcılıktır? Detaylar, ihtişam ve beraberinde gelen estetiklik. Gördüğüm en iyi modellerden bir tanesiydi, bu görsel zevk için ayrıca teşekkür ediyorum.

Kayıplar ne ölçüde büyük olursa olsun geriye baktığımızda kendimize idol olarak alabileceğimiz çok sayıda kişi bulunmakta ve tabi ki McQueen de bunlardan yalnızca bir tanesi. Sonuç olarak; Her şeye rağmen şov devam etmeli